AHMET İNSEL
SPK bugün Kürt
sorununda çözüm adımlarının üzerinde Damokles’in Kılıcı gibi sallanıyor.
Anayasanın
değiştirilmesi konusunda yaşanan tıkanıklık, Kürt sorununun çözümünü engelleyen
yasalardaki başka bir dizi tıkacı, barajı değiştirmeye, gömülü mayınları
temizlemeye engel değil. Bunların arasında sadece ceza yasaları yok. Örneğin
Siyasi Partiler Kanunu (SPK), başlı başına bir mayın tarlası. Yasanın bazı
yasaklayıcı maddeleri kimi zaman ve partisine göre kullanıldığı için, haritası
bile olmayan bir mayın tarlası bu.
Bu kanunun hemen
değiştirilmesini CHP ve BDP öneriyor ama bu değişimin neden şimdi ve burada,
örneğin Kürt sorununun çözümü konusunda şart olduğunu pek söylemiyorlar. Birkaç
örnekle hatırlatalım. 1982 Kasımı’nda yapılan anayasa halkoylamasından sonra
ama genel seçimlerden önce, Kenan Evren’in başkanı olduğu Milli Güvenlik
Konseyi hükümetinin son aylarında yasalaşan yürürlükteki SPK, Türkiye’de bütün
siyasi partilerin ‘Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak’ çalışmalarını
emreder. Bu totaliter tınılı hüküm kanuna 1983’te girdi.
Buna karşılık,
kaynağını ‘demokrat’ 1961 Anayasası’ndan alan, 1965’te yürürlüğe giren ilk
SPK’dan 1983 SPK’sına olduğu gibi aktarılan maddelerin de bu totaliter tınıdan
geri kalan tarafı yoktur. Siyasi partilerin, “Türkiye Cumhuriyeti ülkesi
üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına
dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler” diyor yürürlükteki yasanın 81.
maddesi (eski 89. madde). Devam edelim: “Siyasi partiler, Türk dilinden veya
kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla
Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlık yaratarak millet bütünlüğünün
bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar.” Bir daha
belirtelim. Kenan Evren’den beri değil, 1965’ten beri virgülü değişmeden
yürürlükte olan bir madde bu. Bugün MHP hariç, Meclis’te temsil edilen diğer
partiler, az veya çok bu suçu işliyor!
Bu Azınlık
Yaratılmasının Önlenmesi başlığının yanında, yürürlükteki SPK’nın bir de
Bölgecilik ve Irkçılık Yasağı başlığı altında yer alan 82. maddesi var ki
örneğin Başbakan Tayyip Erdoğan ‘eyalet sistemi’ fikrini ortaya atarken bu
maddeye göre açık biçimde suç işliyor. “Siyasi partiler, bölünmez bir bütün
olan ülkede, bölgecilik (…) amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette
bulunamazlar.” Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar kapatılan 24 partiden
13’ünün gerekçesi bu ‘bölücülük’ suçunun işlenmiş olmasıydı.
SPK bugün Kürt
sorununda çözüm adımlarının üzerinde Damokles’in Kılıcı gibi sallanıyor.
Anayasa değişikliği müzakerelerini de dar bir alana hapsediyor. Örneğin Diyanet
İşleri Başkanlığı’nın genel idare içinde yer aldığını belirten anayasa
maddesine aykırı bir amaç gütmelerini siyasi partilere yasaklıyor. Neden bir
siyasal parti yeni anayasada Diyanet’in genel idare dışına çıkarılmasını
öneremesin? Neden bölge sistemini veya federal sistemi öneremesin? Bu ülkede
Lozan Antlaşması’nın tanıdığı azınlıkların bile T.C. ülkesi üzerinde
bulunduğunu ileri sürmeyi SPK yasaklıyor! Bu yasakların bugün (şimdilik?)
dikkate pek alınmamasıyla kifayet edilmesinde ısrar niye?
Bugün BDP yöneticileri,
çözüm sürecinde hükümetin yasal bazı güvenceler getirmesinin, anayasa
değişikliğini beklemeden bunların hayata geçirilmesinin elzem olduğunu
söylüyor. Bunu söylediği için BDP en hafif ifadeyle yorgunu yokuşa sürmek, ayak
sürümekle itham ediliyor. Halbuki yasalarımızın içine gömülmüş bu mayınları
gerekli zamanda patlatacak mahir ellerin bugün polis ve yargı başta olmak üzere
devlet bürokrasisinin içinde yeteri miktarda ve etkili yerlerde olmaya devam
ettiklerini biliyoruz. Bunun bir işaret fişeği 300 Türk milliyetçisinin
manifestosu ve ondan güç alarak birkaç ulusalcı hukukçunun yaptığı suç
duyurusuydu.
Anayasaya
gelmeden, SPK gibi birçok engel, ustaca yerleştirilmiş mayınlar, tuzaklar var
bugün çözüm yolunda. Bunları temizlemeye başlamadan neyi, nasıl, hangi gerçek
güvenceyle müzakere edeceksiniz? Ayrıca madem çözüm iradesi var, bu yasalar
neden hemen şimdi değiştirilmez?